V. ULUSLARARASI TÜRK-ASYA KONGRESİ
"Asya’da Güvenliğin İnşası ve CICA"
YER
İstanbul Grand Cevahir Kongre Merkezi
TARİH
3 - 5 Haziran 2010

21. Yüzyılın ilk on yılı içerisinde yaşanan gelişmeler nerdeyse tüm yüzyılı etkileyecek potansiyele sahiptir. Asya kıtasının önemini artırdığı ve yeni yüzyılın dinamik ve belirleyici gücü olacağına dair ortak bir kanı vardır. TASAM olarak bu görüşü paylaşıyoruz. Bu durum değerlendirmesi, bir yanıyla parçası olduğumuz Asya'nın dinamik süreçleri karşısında pasif bir durumda izleyici kalmamızı olanaksız kılmaktadır. Asya'yı ülkemiz için fırsat alanı olarak görmekle birlikte, Asya'nın dünya siyaseti ve ekonomisinde artan öneminin kaçınılmaz olarak ortaya çıkaracağı sorunların çözümünde sorumluluğumuz olduğu ve katkı sağlayacağımız düşüncesindeyiz. Asya artık bizim için uzak bir coğrafya değil. Bu bilinçle Asya'yı yeniden tanımlayan dinamikleri bölgesel örgütler ekseninde, her birini Türkiye ile ilişkilendirerek tartışmayı amaçlıyoruz. Çıkış noktamız artık içinde olduğumuz Asya'daki süreçlerin ve bu süreçleri belirleyen aktörlerin dikkatle izlenmesi, analiz edilmesi ve anlaşılması ihtiyacıdır. Bu ihtiyaçtan bir adım ileri giderek sadece anlama ve anlatmanın yetmeyeceği, bahsedilen süreçlerin oluşumuna ve aktörlerin bu süreçleri yönetimlerine dahil olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ülkemiz ve Asya'nın çıkarları bağlamında yeni Asya'nın şekillenmesinde Türkiye'nin nasıl etkili olabileceğinin ortaya konması gerektiğine inanıyoruz. IV. Uluslararası Türk-Asya Kongresi'ni gerçekleştirmedeki temel gerekçemizi bu inanç oluşturmaktadır

Asya'nın sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel alanlardaki gelişimi, kıtanın küresel toplumla kucaklaşması açısından önem arz etmektedir. Çok taraflı üretim, ticari ve finansal ilişkilerin gelişmesi, küreselleşmeye hız kazandırdığı gibi beraberinde benzer özelliklere sahip aynı coğrafi bölge içerisinde olan ülkeleri de güçlerini birleştirici yoğun bölgesel ilişkiler içine itmektedir.

Son yedi yıldır Asya ülkeleri GSYİH'lerinin ortalama büyüme oranı %6 olarak gerçekleşmiş ve Asya kıtasının küresel büyümeye katkısı %20 seviyesinde olmuştur. Asya ekonomilerinin toplam büyüklüğü, tüm dünya ekonomileri toplamının dörtte birine karşılık gelmektedir ve bu oran ticaret hacmi için üçte bir, döviz rezervleri için ise dörtte üçtür.

Asya'daki bölgesel kuruluşlar gözle görülür biçimde Çin ve ABD'nin, dolaylı olarak da Rusya ve Japonya'nın ilgi ve çıkar alanı içerisinde yer almaktadır. Bu durumda, kuruluşların etkin bir aktöre dönüşüp dönüşmemesi, başta Çin ve ABD olmak üzere güçlü aktörlerin çıkarlarındaki dengelere göre belirlenecektir.

Bölgedeki diğer önemli ekonomik güç Hindistan ise, 1990'lı yıllardan itibaren benimsediği Doğu odaklı ticaret politikası çerçevesinde, Asya ekonomisine entegre olmak için çaba göstermektedir. Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir konusunda gerginlik ve bir dizi ciddi görüş ayrılığının olması, bu ülke temsilcilerinin, farklı bölgesel kuruluşlar bünyesinde serbestçe görüş alışverişinde bulunmalarına engel olmamaktadır. Diğer taraftan Japonya da bölgede izole olmamak için yeni işbirlikleri kurma eğilimini benimsemiş durumda.

Asya'da kurulan bölgesel kuruluşlar eşitliğe dayalı işbirliği ile bölge ekonomisini kalkındırma, toplumsal ilerlemeyi sağlama ve kültürel gelişimi hızlandırılma yolunda ortak çabada bulunmaktır. Söz konusu kuruluşlar farklı din, kültür ve medeniyetleri içinde barındıran ülkeleri kapsayarak, örneğin AB ve benzeri bölgesel kuruluşlardan farkını ortaya koymaktadır.

Genç ve kalabalık nüfusu, dinamizmi, güçlü ekonomileri, geleneksel değerlerin sağlam ve kuvvetli olması, sosyal yapının güçlü oluşu ve kültürel dokusunun zengin ve çeşitli olmasıyla Asya ülkeleri gelecek için büyük umutlar vaat etmektedir.

Asya, aynı zamanda bir çelişkiler bölgesidir. Bölge Dolar milyarderi sayısındaki artış bakımından dünyada en hızlı artışın yaşandığı yer olurken, 350 milyon insan hala günde bir dolardan daha düşük gelirle yaşamaktadır.

Asya'da, 2000 yılından sonra, yaklaşık 25 Bölgesel Ticaret Anlaşması imzalandı ve bir o kadarı için de müzakereler başlatıldı. Anlaşma sayısının 2015 yılı itibariyle ikiye katlanması bekleniyor. 1990'lı yıllardan itibaren dünyada etkin olan bölgeselleşme eğilimi, ülkeler arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmalarından ortak pazar anlaşmalarına varan geniş bir yelpaze içinde bölgesel ticaret anlaşmaları olarak kendini gösterdi. Avrupa Birliği (AB) ve NAFTA'nın başını çektiği bölgeselleşme eğiliminin Asya'ya yayılması ise diğer ülkelere kıyasla daha yeni bir olgudur. Buna karşılık dünya ekonomisinde etkisi giderek artan Çin, Japonya, Hindistan ve hızla gelişmekte olan ASEAN ülkelerinin söz konusu bölgeselleşmeye dahil olması oldukça önemli bir süreçtir.

Asya'da yaşanan bölgeselleşme eğiliminin kuşkusuz en önemli nedeni 1997 yılında yaşanan Asya krizinin ardından APEC, ABD ve IMF politikalarıyla ilgili yaşanan hayal kırıklıkları ve bunun sonucunda benimsenen yeni "Asya Yaklaşımı" ve ekonomik işbirliği ihtiyacıdır. 1990-2006 yılları arasında Asya'nın diğer bölgelerle yapmış olduğu ticaret hacmi üç katına çıkarken, bölgenin kendi içinde yapmış olduğu ticaret hacmi beş katına çıktı. Bu durum bölgedeki ülkeleri ticari açıdan birbirine bağımlı hale getirerek, bölgesel ticaret anlaşmalarının sayısının ciddi oranda artış göstermesine yol açtı.

Bu bağlamda, Doğu Asya'da her geçen gün artan rekabet ortamı, bölgedeki en eski kurumsal oluşum olan ASEAN'ı da rekabet gücünü artırma yönünde harekete geçirdi. Daha fazla yabancı yatırım çekmek ve bölgedeki diğer ülkelerle serbest ticaret antlaşmaları imzalayarak yeni ihracat pazarları yaratmak için bir dizi girişimlerde bulunan ASEAN, son olarak da Birliği 2015 yılı itibariyle bir "tek pazar" ve "üretim tabanı" haline getirmek amacıyla geçen Kasım ayında ASEAN Ekonomik Topluluğu (AEC) Planı'nı imzaladı.

500 milyonluk bir nüfusa ve toplamda yaklaşık 700 milyar Dolar'lık Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSMH) sahip olan ASEAN, bu yönüyle bölgedeki en kapsamlı ekonomik entegrasyonlardan birisi konumundadır. Ayrıca, ASEAN ülkelerinin kendi aralarındaki ticaret hacminin düşük oluşu, karar alma mekanizmalarının tamamen oybirliğine dayalı oluşu ve kurumsal yapısının yetersiz oluşu da ASEAN Tek Pazarı'nı AB Tek Pazarı'ndan ayıran temel hususlardır.

Batı'dan Doğu'ya bir güç transferi söz konusuyken Türkiye'nin bu süreçteki konumu önemlidir. Çünkü Türkiye, NATO üyesidir ve AB üyeliği için aday bir batı ülkesi olarak aynı zamanda Doğu ülkeleri ile AB ülkeleri arasında bir köprü vazifesini de üstlenmektedir.

Sonuç olarak, AB yolunda çok büyük mesafeler kat etmiş olan Türkiye dünya siyasetinde Doğu ve Batı arasında yerini belirlemeye çalışırken, stratejik menfaatleri gereği uygun politikalar benimseyerek, Asya'daki bölgesel kuruluşlarla işbirliğini geliştirmektedir. Asya bölgesi henüz AB gibi bir bütünleşme oluşturacak alt yapıya sahip olmasa da yaptıkları çalışmalardaki kararlılık ile gelecekte böyle bir bütünleşmeye zemin hazırladıklarının sinyallerini vermektedirler. Çatışmalardan uzak, barış içinde daha müreffeh bir dünyada yaşama arzusu toplumların ortak temel isteğidir. Karşılıklı bağımlılığın arttığı günümüz dünyasında gelişen ilişkiler, esasen bu amacı daha kolay ulaşılabilir kılmaktadır. Bu bağlamda Asya'daki bölgesel platformlar, tüm tarafların ortak çıkarlarına hizmet edecek işbirliği zemininin güçlendirilmesine önemli katkıda bulunmaktadır. Türkiye, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da her platformda etkin rol üstlenerek üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye ve çevresinde bir istikrar, güvenlik, barış ve kalkınma kuşağı oluşturmaya yönelik çabalarını sürdürecektir. Asya ülkelerinin yaşamakta olduğu sürdürülebilir kalkınma süreci, ortak faydalar doğrultusunda bölgesel ekonomik işbirliğine ivme kazandıracak ve süreç içerisinde Asyalı kimliği de ön plana çıkmaya başlayacaktır.